Kur'an Öğretmenim Uygulamayı Aç

Giriş › Kur'ân-ı Kerîm › Vâkıa Sûresi

56. sûre · Mekke · 96 âyet-i kerîme · Mushaf 534–537. sayfa

Vâkıa Sûresi

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1s. 534

إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

2s. 534

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

3s. 534

خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ

Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır

4s. 534

إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

5s. 534

وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

6s. 534

فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

7s. 534

وَكُنْتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً

Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz

8s. 534

فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

9s. 534

وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

10s. 534

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ

İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır

11s. 534

أُولَٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ

Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

12s. 534

فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır

13s. 534

ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ

Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

14s. 534

وَقَلِيلٌ مِنَ الْآخِرِينَ

Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

15s. 534

عَلَىٰ سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ

Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

16s. 534

مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ

Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar

17s. 535

يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

18s. 535

بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

19s. 535

لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَ

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

20s. 535

وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

21s. 535

وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar

22s. 535

وَحُورٌ عِينٌ

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

23s. 535

كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

24s. 535

جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar

25s. 535

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

Sadece selama karşılık selam sözü işitirler

26s. 535

إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا

Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara

27s. 535

وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

28s. 535

فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

29s. 535

وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

30s. 535

وَظِلٍّ مَمْدُودٍ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

31s. 535

وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

32s. 535

وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

33s. 535

لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

34s. 535

وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ

Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler

35s. 535

إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

36s. 535

فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

37s. 535

عُرُبًا أَتْرَابًا

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

38s. 535

لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ

Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır

39s. 535

ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ

Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

40s. 535

وَثُلَّةٌ مِنَ الْآخِرِينَ

Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir

41s. 535

وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ

Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara

42s. 535

فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

43s. 535

وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

44s. 535

لَا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar

45s. 535

إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ

Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

46s. 535

وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ

Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı

47s. 535

وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz

48s. 535

أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

Önce gelip geçmiş babalarımız da mı

49s. 535

قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ

De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

50s. 535

لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ

De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır

51s. 536

ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ

Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar

52s. 536

لَآكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ

Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz

53s. 536

فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

Karınlarınızı onunla dolduracaksınız

54s. 536

فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ

Onun üzerine kaynar su içeceksiniz

55s. 536

فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ

Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz

56s. 536

هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ

İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur

57s. 536

نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz

58s. 536

أَفَرَأَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ

Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

59s. 536

أَأَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ

Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız

60s. 536

نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

61s. 536

عَلَىٰ أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنْشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ

Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez

62s. 536

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ

And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz

63s. 536

أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ

Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

64s. 536

أَأَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz

65s. 536

لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

66s. 536

إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

67s. 536

بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık

68s. 536

أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ

Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

69s. 536

أَأَنْتُمْ أَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ

Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz

70s. 536

لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz

71s. 536

أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ

Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

72s. 536

أَأَنْتُمْ أَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنْشِئُونَ

Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz

73s. 536

نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ

Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık

74s. 536

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et

75s. 536

۞ فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ

Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

76s. 536

وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz

77s. 537

إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

78s. 537

فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

79s. 537

لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

80s. 537

تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir

81s. 537

أَفَبِهَٰذَا الْحَدِيثِ أَنْتُمْ مُدْهِنُونَ

Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz

82s. 537

وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz

83s. 537

فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

84s. 537

وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

85s. 537

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ

Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz

86s. 537

فَلَوْلَا إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

87s. 537

تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize

88s. 537

فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ

Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

89s. 537

فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ

Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur

90s. 537

وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ

Eğer defteri sağdan verilenlerden ise

91s. 537

فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ

Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir

92s. 537

وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ

Eğer, sapık yalancılardan ise

93s. 537

فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ

Ona kaynar sudan konukluk sunulur

94s. 537

وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

Cehenneme sokulur

95s. 537

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ

Doğrusu kesin gerçek budur

96s. 537

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et