Beyit Defteri.RAUF ENÇ
Mektûbât’tan Gazeller
I. CİLT · 38. MEKTUP7 BEYİT

Bilmediğini Bilmek

R.Rauf EnçDüzeltilmiş nüsha
VEZİN

Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün

— ⏑ — — / — ⏑ — — / — ⏑ — — / — ⏑ —

Kafiye -îm · Redif yok

Yazı boyutu

Bildiğin sûrette Hak var dersen, olmuşsun sakîm.

Şekli yok, bir misli yoktur; sen fakîrsin, Hak Alîm.

Gördüğün bir nakşa aldanmışsan artık, vahyi tut;

Bir mukallid doğru îmân üzre kalmış; müstakîm.

İlmi öğrenmekle bitmez; nefsi alt et, kalbe dön;

Benliğinden geç de bak; hâlin durulsun, kalb selîm.

Her fenâ bir başka ufkun perdesinden yol açar;

Bilmeyip “bilmem” diyen, haddince susmuş bir hakîm.

Emri tut, sabret; kanâat, tevbe, zikrin yoldaşı;

Lutfu beklerken de gayret; lutfeden Rabbin Kerîm.

Tam fenâdan önce ihlâs yok değildir; var, düşün;

Tam fenâ, ben derdi sönmüş; şimdi ihlâsın azîm.

Ey Rauf, “Ben bildim artık” sanmak olmaz; yol uzun;

Ehl-i irfân sohbetinden ders alırsan, ol nedîm.

Rauf
AHENKTef‘ileleri göster

⏑ kısa   — uzun   ‿ ulama

01Bildiğin sûrette Hak var dersen, olmuşsun sakîm.

Fâilâtünbil · di · ğin · sû— ⏑ — —
Fâilâtünret · te · hak · var— ⏑ — —
Fâilâtünder · se · nol · muş— ⏑ — —
Fâilünsun · sa · kîm— ⏑ —

Ulama: dersen‿olmuşsun

02Şekli yok, bir misli yoktur; sen fakîrsin, Hak Alîm.

Fâilâtünşek · li · yok · bir— ⏑ — —
Fâilâtünmis · li · yok · tur— ⏑ — —
Fâilâtünsen · fa · kîr · sin— ⏑ — —
Fâilünhak · a · lîm— ⏑ —

03Gördüğün bir nakşa aldanmışsan artık, vahyi tut;

Fâilâtüngör · dü · ğün · bir— ⏑ — —
Fâilâtünnak · şa · al · dan— ⏑ — —
Fâilâtünmış · sa · nar · tık— ⏑ — —
Fâilünvah · yi · tut— ⏑ —

Ulama: aldanmışsan‿artık

04Bir mukallid doğru îmân üzre kalmış; müstakîm.

Fâilâtünbir · mu · kal · lid— ⏑ — —
Fâilâtündoğ · ru · î · mân— ⏑ — —
Fâilâtünüz · re · kal · mış— ⏑ — —
Fâilünmüs · ta · kîm— ⏑ —

05İlmi öğrenmekle bitmez; nefsi alt et, kalbe dön;

Fâilâtünil · mi · öğ · ren— ⏑ — —
Fâilâtünmek · le · bit · mez— ⏑ — —
Fâilâtünnef · si · alt · et— ⏑ — —
Fâilünkal · be · dön— ⏑ —

06Benliğinden geç de bak; hâlin durulsun, kalb selîm.

Fâilâtünben · li · ğin · den— ⏑ — —
Fâilâtüngeç · de · bak · hâ— ⏑ — —
Fâilâtünlin · du · rul · sun— ⏑ — —
Fâilünkalb · se · lîm— ⏑ —

07Her fenâ bir başka ufkun perdesinden yol açar;

Fâilâtünher · fe · nâ · bir— ⏑ — —
Fâilâtünbaş · ka · uf · kun— ⏑ — —
Fâilâtünper · de · sin · den— ⏑ — —
Fâilünyol · a · çar— ⏑ —

08Bilmeyip “bilmem” diyen, haddince susmuş bir hakîm.

Fâilâtünbil · me · yip · bil— ⏑ — —
Fâilâtünmem · di · yen · had— ⏑ — —
Fâilâtündin · ce · sus · muş— ⏑ — —
Fâilünbir · ha · kîm— ⏑ —

09Emri tut, sabret; kanâat, tevbe, zikrin yoldaşı;

Fâilâtünem · ri · tut · sab— ⏑ — —
Fâilâtünret · ka · nâ · at— ⏑ — —
Fâilâtüntev · be · zik · rin— ⏑ — —
Fâilünyol · da · şı— ⏑ —

Son açık hece, mısra sonunda uzun.

10Lutfu beklerken de gayret; lutfeden Rabbin Kerîm.

Fâilâtünlut · fu · bek · ler— ⏑ — —
Fâilâtünken · de · gay · ret— ⏑ — —
Fâilâtünlut · fe · den · rab— ⏑ — —
Fâilünbin · ke · rîm— ⏑ —

11Tam fenâdan önce ihlâs yok değildir; var, düşün;

Fâilâtüntam · fe · nâ · dan— ⏑ — —
Fâilâtünön · ce · ih · lâs— ⏑ — —
Fâilâtünyok · de · ğil · dir— ⏑ — —
Fâilünvar · dü · şün— ⏑ —

12Tam fenâ, ben derdi sönmüş; şimdi ihlâsın azîm.

Fâilâtüntam · fe · nâ · ben— ⏑ — —
Fâilâtünder · di · sön · müş— ⏑ — —
Fâilâtünşim · di · ih · lâ— ⏑ — —
Fâilünsın · a · zîm— ⏑ —

13Ey Rauf, “Ben bildim artık” sanmak olmaz; yol uzun;

Fâilâtüney · ra · ûf · ben— ⏑ — —
Fâilâtünbil · di · mar · tık— ⏑ — —
Fâilâtünsan · ma · kol · maz— ⏑ — —
Fâilünyol · u · zun— ⏑ —

Ulama: bildim‿artık, sanmak‿olmaz

14Ehl-i irfân sohbetinden ders alırsan, ol nedîm.

Fâilâtüneh · li · ir · fân— ⏑ — —
Fâilâtünsoh · be · tin · den— ⏑ — —
Fâilâtünders · a · lır · san— ⏑ — —
Fâilünol · ne · dîm— ⏑ —
KELİMELERKüçük sözlük 13
sakîm
bozuk, yanlış
Alîm
her şeyi bilen
mukallid
itimat ettiği dinî rehberliği izleyen kimse
müstakîm
dosdoğru
selîm
sağlam, arınmış
nedîm
sohbet arkadaşı
fakîr
muhtaç
irfân
derin bilgi ve kalbî idrak
emr
buyruk; âlem-i emr, tasavvufî bağlamda manevî yön
îmân
inanç
ihlâs
ameli Allah rızası için yapmak; niyeti arıtmak
ilm
ilim; klasik tek heceli söyleyiş
zikr
zikir; klasik tek heceli söyleyiş
MANAMektupla bağı ve kaynak

Bilginin sınırı; vahiy, gayret ve ihlâs.

“Bilmiyorum” diyebilmek ilmi terk etmek değildir. Tam fenâdan önce de ihlâsın bulunabileceği korunmuştur. Allah için “Alîm”, insan için “fakîr” denilerek bilgi ve ihtiyaç farkı belirgin tutulur.

Kaynak eşleştirmesi: Hakikat Kitabevi, Mektûbât Tercemesi, I. cilt, 38. mektup; s. 65. İlgili sayfayı aç ↗
Kaynağı aç ↗

Mektûbât’ın nasihatlerinden hareketle yazılmıştır. İmâm-ı Rabbânî’ye ait beyitler veya kelime kelime manzum tercüme değildir.

RAUF ENÇ

Beyit Defteri.

Gönül, hayat ve bugünün meseleleri üzerine şiirler. Gazellerin, kısa beyitlerin ve ilk denemelerin bir arada durduğu bir defter.

Şiirlerdeki imza Rauf; defterin yazarı Rauf Enç.

Mektûbât’tan gazeller

İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât’ının birinci cildindeki 21–70. mektuplardan hareketle yazılan elli gazelin düzeltilmiş nüshası. Her şiirin yanında kelimeler, mektupla bağı ve kaynak sayfası bulunur.

Okuyuş anahtarı

⏑ kısa · — uzun · ‿ ulama

Kapalı heceler ve aslî uzun ünlülü heceler uzun değerdedir. Mısra sonundaki açık hece de uzun sayılır. Bu nüshada kısa heceyi keyfî uzatarak veya uzun heceyi kısaltarak ölçü elde edilmemiştir; normal ulama yapılan kelimeler her mısranın altında belirtilir.

Rauf mahlası Ra-ûf diye iki hecede okunur. İlm, fikr, zikr, cism, ism gibi klasik kelime biçimleri metindeki yazılışlarıyla okunmalıdır. Aslî uzunluklar (â, î, û) ve ayn işareti (ʿ / ‘) hece ayrımında korunur.

Tef‘ile sınırı kelimeyi bölebilir; bu sınır duraklama emri değildir. Noktalama anlamı gösterir. Ulama işaretli kelime çifti, araya yeni bir ünlü eklenmeden birbirine bağlanır.

Metinler, mektupların nasihatlerinden hareketle yazılmış özgün gazellerdir; İmâm-ı Rabbânî’ye ait beyitler veya kelime kelime manzum tercüme değildir. Gösterim, bu nüshada açıkça verilen klasik okuyuşa göredir.

Bir mısra denemesi

Bak şimdi, Rauf; nefsi güzel yönle bugünden.

Şiirler arasındaki konuşmada yazılmış bağımsız mısra.

İlk denemeler

Önceki defterdeki şiirler ve sürümleri kendi koleksiyonları içinde korunmuştur. Hece denemeleri aruzla yazılmış şiirlerden ayrı gösterilir.

Kimyasal adları ve nöronlar şiirin edebî dünyasında yer alıyor; insan davranışını tek bir moleküle indirgeyen bilimsel açıklamalar olarak okunmamalı.

Önceki şiirlerin okuyuş notu: Aruzlu metinlerin okuyuşunda uzun ünlüler ve uygun yerlerde ulama gözetilir; her kelime sınırı birleştirilmez. Yeni şiirlerde “Rauf”, “Ra-uf” diye iki hecedir. “Çiçek aç” redifinde iki kelime arasındaki hece sınırı korunur. “Uyandır”ın 7. mısrasında; “Dönüşsün”ün 2, 5 ve 8. mısralarında imâle notu vardır. İlk taslaklar yeniden düzeltilmiş metinler değildir.

Aruz Atölyesi’ni aç